KIYÂMET ALÂMETLERİ

1. Soru:

--1997 senesinde iki ramazan bir seneye geliyormuş, kıyametin büyük alâmetlerindenmiş; bu doğru mu?..

--Peygamber Efendimiz'in yanına Cebrâil AS geliyor da, soruyor:

--(Metes sâah?) "Kıyamet ne zaman yâ Rasûlallah?"

Peygamber Efendimiz'in cevabı şu:

--(Mel mes'ûlü bia'leme mines sâil) "Bu soru kendisine sorulan şu ben, Hazret-i Muhammed-i Mustafâ, Allah'ın hak peygamberi olarak ben, soru soran senden daha fazla bilgili değilim. Durumumuz aynı..."

(Lâ yücellîhâ livaktihâ illâ hû) "Kıyametin zamanını Allah-u Teâlâ Hazretleri kimseye bildirmemiştir. Allah-u Teâlâ Hazretleri, kullar iyi olduğu zaman iyilik ihsan eder. Kötü oldukları zaman, başlarına felâketi indirir.

Muhterem kardeşlerim! Bir insanın kendisi öldüğü zaman, kıyameti kopmuştur. Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

(İzâ mâtel insânü) "İnsan öldüğü zaman, (fekad kàmet kıyâmetühû) onun kıyameti kopmuştur." Bitti onun işi... Öldü, kıyameti koptu.

Bil bakalım ben ne zaman öleceğim, bil bakalım sen ne zaman öleceksin?.. Bilmiyoruz. Her an ölebiliriz. Ya sekte-i kalbden ölürüz, ya tepemize uçak düşer, ya trafikte bir araba çarpar... Bir şey olur, her an ölebiliriz. Yâni, bir adım daha atmağa halimiz var mı, yok mu bilmiyoruz. Onun için kıyamete hazırlanın!

Nitekim, Peygamber Efendimiz'e birisi gelip, "Ne zaman kıyamet kopacak yâ Rasûlallah?" dediği zaman, Peygamber Efendimiz ona dedi ki: "Sen onun için ne hazırladın?.."

Biz de Rasûlüllah'ın sünnet-i seniyyesine uygun olarak deriz ki: "Bırakın şu vakitlemeleri!.. Bırakın bu işleri!.. Rabbimizin bildiği bir şey..."

Birisi geldi bana burdan, kardeşlerimizden; dedi ki:

"--Hocam! AİDS hastalığı Dabbetül arz diyorlar, doğru mu?.."

"--Sanmıyorum. Hadis-i şeriflerdeki tadriflere uymuyor." dedim.

Kardeşlerimiz düşünüyorlar, kendi kendilerine yorumlar yapıyorlar. Bu yorumlar ekseriya doğru çıkmıyor. Çünkü, gaybı Allah bilir. Eğer gaybı Allah sana doğrudan doğruya bildirirse, belli olur o...

Birisi, hristiyanlığın doğru bir din olmadığına kànî olmuş İngiltere'de... Düşünmüş, taşınmış, dinleri incelemiş; en mâkul din Budizm diye düşünmüş. Sevgi var, merhamet var filân diye okumuş kitaplardan... Hadi Hindistan'a gideyim, budist olayım diye İngiltere'deki evini satmış, bir sağlam araba almış. Çoluk çocuğunu bindirmiş arabaya... Hani üstüne yazıyorlar ya: "From England to India" Karayoluyla Türkiye, İran, Pakistan üzerinden Hindistan'a girecek, budist olacak adam...

Türkiye'ye gelmiş. Üç defa rüyasında, peş peşe: "Hak din İslâm'dır, müslüman ol!" demişler. Bak, insan doğru yola girdi mi, Allah nasıl bildiriyor!..

Böyle aşikâr bir şey bildirse Allah-u Teâlâ Hazretleri, yine de rüyayı gören kimseye aittir bilgi... Yine de onun bir yorumu vardır. Meselâ, "Perşembe günü kıyamet kopacak!" diye üç gün arka arkaya görse insan, belki o genel kıyametin kopmasına delâlet etmez de, o şahsın öleceğine delâlet eder belki... Onu da yine bilemez.

Bu sene için de bazıları, "Ramazan içinde ses duyulacak!" dediler. Bilmem "Kuyruklu yıldız geldi gitti; tamam şu şöyledir, bu böyledir..." dediler. Ben her an ölebilirim, benim kıyametim kopabilir. Her an abdestli, hazırlıklı olmalıyım. Gaybı Allah biliyor. Allah'ın bana bildirmediği bir şeyi, bilmek zorunda da değilim, peşine düşmek zorunda da değilim.

(Velâ takfü mâ leyse leke bihî ilmün) "Bilmediğin şeyin peşine takılma!" diye ayet-i kerimede bildiriliyor. Bana Allah kulluğu emretmiş; onu yapmağa çalışırım.

2. Soru:

--Hadis-i şerifte geçen Şam bölgesine biz de dahil oluyor muyuz?

--Dahil oluyoruz. Çünkü, o bölgenin biraz daha yukarısındayız. Kıyısından, kenarından, banliyösünden biz de oralı sayılırız inşaallah...


MEHDİ

1. Soru:

--Ehl-i Sünnet'te Mehdi inancı nasıldır? Mehdi inancının Şia'dan etkilenmek suretiyle Ehl-i Sünnet'e girdiği söylentisi ne derecede doğrudur?

--Bu hususta bizim büyük alimlerimizin, hadis ve fıkıhta hakîkaten güzel bilgi sahibi alimlerimizin kitapları vardır. Rivayet edilmiş edilmiş hadis-i şerifler gösteriyor ki, Mehdi inancı Ehl-i Sünnet'e Şia'dan girmiş değildir. Mehdi hakkında hadis-i şerifler eskiden beri vardır. Hattâ, o hadis-i şeriflerden dolayı Şia'da Mehdi inancı kuvvetlenmiştir. Yâni, Şia'nın içindeki Mehdi inancı birdenbire çıkmış değil ki... Ondaki inanç da yine, Peygamber Efendimiz'in mevcut olan hadislerinin bir çeşit yorumlanmasından çıkmıştır.

Şia'nın Mehdi inancı yanlıştır. yanlışlığı akılla, mantıkla, nakille, her şeyle sabittir. Meselâ, bugün İran'da hakim olan Caferî mezhebinin mensubu, hâl-i hazırda idareci olanlarla görüştük. Ülkelerine resmen vazifeli olarak gitmiştik. Onlar davet etmişti, biz de üniversiteden görevlendirilip gitmiştik. Ordaki şahıslarla konuştuk. Bize kitaplarını verdiler, Mehdi inancı vs. hakkında... Onların mehdi inancı şudur: "Oniki imamın onikincisi olan El-İmam Muhammed el-Mehdî şu anda saklıdır.Yaşıyor, aradan binyüz küsur sene geçmiş, hâlâ sağ, saklı, çıkacak!" diye inanıyorlar. Bu inanç yanlıştır.

Ama, ahir zamanda Peygamber Efendimiz'in soyundan, adı Peygamber Efendimiz'in adı gibi, babasının adı Peygamber Efendimiz'in babasının adı gibi olan bir mübarek şahıs çıkıp müslümanları birleştirecek ve yeryüzü zulüm ve cevr ile dolmuş iken, o zulmü cevri izâle eyleyip adaletle hükmedecek!.. Ehl-i Sünnet'in inancı budur.

Şia'nın inancı mantık dışıdır. Onikinci imamı bekliyorlar. Biz karayoluyla seyahat ederken, Bağdat'ın kuzeyinde Samerra şehrine gittik. Orda uzaktan böyle pırıl pırıl, altın kubbesi ve altın kaplı minareleriyle görülen Hasan-ı Askerî Hazretleri'nin camisiymiş. Minarelerinin ucunda, bizim kurşun dötktüğümüz yerlere altın dökmüşler. Ziyarete gittik, gezdik. Muhteşem bir abide... Hakîkaten zenginlik dökülüyor her tarafından, pırıl pırıl parlıyor... Kristaller, aynalar, altınlar, gümüşler, ltınlar, gümüşler, kıymetli taşlar... Gözlerim kamaştı.

Bizim padişahların saraylarını düşündüm. İstanbul'daki en lüks gördüğümüz, bildiğimiz şeyleri düşündüm; onların yanında sıfır kalır.

Mekke-i Mükerreme'yi düşündüm, Peygamber Efendimiz'in Türbe-i Saâdet'ini düşündüm. Suudları biraz büyük binalar yaptılar, vantilatörler filân taktılar ama, ondan önceki hallerini düşündüm, gayet sade idi.

Oraları böyle altına, gümüşe, mücevhere garkedilmiş yâni... Gezdik. Millet alt katlara doğru gidiyor. Biz de alt kata kalabalıkla beraber gittik şöyle... Gittik gittik, merdivenlerden indik, bir yere geldik. Koridor gibi küçük bir oda... Dipte şişman, göbekli, sarıklı bir adam oturuyor. Köşede de mazgal deliği gibi bir yarık var...

Dedik:

"--Ne var burda, millet niye buraya kadar geldi?"

"--Muhammed Mehdi burdan gitti aşağıya!.." diyorlar.

O delikten gitmiş aşağıya, yine o delikten çıkacakmış. Sübhânallah dedik, döndük, çıktık geldik.

İnançları akılla, mantıkla, din ilimleri ile, sahih rivayetlerle uyuşacak tarzda değil... Bekliyorlar ki, gelsin... Hâlâ sağ, hâlâ gelecek... İnançları öyle... Nasıl yerleştirmişlerse yâni, bir aslı esası yok...

2. Soru:

--Hocamız Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri'nin, "Aranızda Mehdî'nin askerlerini görüyorum." dediği doğru mu?..

--Ben duymadım, benim duyduğum bir söz değil... Sıhhatli bir şahıs söylemişse, belki demiştir.

Ben böyle rüyaları, gördümüz bazı şeyleri anlatmayı sevmiyorum. Keşiften, kerametten, istikbalden bahsetmeyi, böyle gaybî birtakım şeyleri bahis konusu etmeyi, bir de böyle efelik taslamayı sevmiyorum. Şahsen insana bazı şeyler gösterilebiliyor, bazı şeyler söylenebiliyor, şu şöyledir, bu böyledir filân diye... Nitekim, Ebû Süleyman ed-Dârânî de ne diyor: "Hadisten ve ayetten iki delil olmadıkça kalbime gelen o fikir üzerinde günlerce duruyorum." diyor.

Mehdî AS'ın nerde olduğu, yaşının ne olduğu, doğup doğmadığı gibi konularda çeşitli konuşmalar oluyor. Çıkmasının yakın olduğuna dair şeyler söyleniyor. Yalnız bir de, hocaefendilerin söylediği sözleri, bazı insanlar hocaefendilerin söylediği mânâya anlamıyorlar. Nitekim, bizim arkadaşlardan bir tanesi Mehdî meraklısı... Bir arkadaş Medine'ye gidiyormuş. Ona tenbih etmiş:

"--Sor bakalım ordaki tanıdıklarımıza, bir bilgi var mı?" filân diye...

O da Medine'deki arkadaşların birisine sorunca, Medine'deki arkadaş:

"--Evet var... Geçen akşam rüyamda Mehmed Zâhid Efendi'yi gördüm. O bana dedi ki: 'Falanca'ya söyleyin; hiç ben Mehdi falan tarihte çıkacak diye tarih verdim mi?.. Vermedim!.. Ona selâm söyleyin; o şu tarihi veriyor, bu tarihi veriyor... Ben tarih vermedim!' dedi." demiş.

"Tamam, çok güzel bir işareti almış." dedim. Demek ki, Hocamız tarih verilmesinden, rakam verilmesinden memnun olmamış.

Meselâ, benim de bir gece --hiç ilgisi yokken, akşam o konuşulmamışken, o günlerde zihnimde yokken-- rüyamda çok kesin bazı bir şeyler söylediler. Ama ben kimseye bir şey söylemek istemiyorum şu sırada...

Demiş olabilir, tutabilir, içimizdeki bazı kimseler belki onun askeri olabilme durumunda olabilirler. Ama bazıları Mehdî'nin askeri olacağız derken, şairin bir sözü var:

Gökte yıldız ararken nice turfa müneccim,
Gafletle görmez kuyuyu rehgüzerinde...

Mânâsı şudur ki: "İlm-i nücûma hevesli, astronomiye yeni öğrenci olmuş, müneccim olacak, yıldızlarla ilgili bilgileri öğrenip camide muvakkit olacak vs... Turfa müneccim demek; yâni tâze, yeni müneccim... 'Kutup Yıldızı bu muydu? Çoban Yıldızı bu muydu?' filân diye gökte yıldız ararken, nice tâze müneccim, gafletirnden ayağının ucundaki çukuru görmez." diyor şair... Önüne bak mübarek!.. Gökteki yıldıza bakacağına, bastığın yere bak!..

Bu şakanın arkasından şuraya getirmek istiyorum: Bazıları Mehdî'yi beklemekten, şeyhe bağlılığı terkediyorlar. Öyle yağma yok... Öyle saçma iş de yok... Yâni, sen önündeki kuyuyu görmezsen, cump diye kuyuya düşersin... Kafan gözün duvarlara vurur, kanar... Aşağıdan da belki çıkaramazlar seni... Onun için, yukarıda yıldız arayacağına, önüne bak!..

Ben bazı arkadaşlara şöyle dedim: "Mehdi çıkacak!.. Tamam, çıkınca haber alırsak, Allah'ın izniyle hep beraber gideriz, tabi oluruz. Çünkü, tâbî olmak emrediliyor. Tâbî oluruz çıktığı belli olunca..." Peki, Mehdî çıkmamışken niye şu günkü vazifelerini yapmıyorsun? Daha çıkmamış!.. Çıkmamışken, niye şu anda üzerine borç olan vazifelerini yapmıyorsun?..

Tekkeye gelmez, vazifeleri yapmaz, bağlantısının hiç esâmesi, emâresi yok... Sen mürid misin, değil misin?.. Çıktın mı, girdin mi, batın mı?.. Ne oldun, belli değil...

Böyle bir takım şeyler oldu. Ben bazı arkadaşlara dedim ki: "Bakın Mehdî kıyamet alâmetlerinden birisidir, çıkacak. Onun zamanında yaşayan insanlar, (Velev habven ales selci) buz üzerinde emekleyerek dahi olsa, ona ulaşıp, onun askeri olmaları lâzım!.." Hadis-i şerifte böyle buyruluyor. "İsmi Peygamber Efendimiz'in ismine benzeyecek, babasının ismi Peygamber Efendimiz'in babasının ismine benzeyecek, sîmâsı Rasûlüllah Efendimiz'e benzeyecek..." Evsafı şudur, budur diye hadis-i şeriflerde bildirilmiş, bu konuda kitaplar da neşredilmiş. Bu bir kıyamet alâmetidir netice itibariyle ama, Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki:

(İzâ mâtel insânü fekad kàmet kıyâmetehû) "İnsan kendisi öldü mü, onun kıyameti kopmuştur." Ne Mehdî kaldı, ne başka bir şey!.. Öldü mü, bitti, onun kıyameti kopmuş demektir.

Onun için, ölüm bize daha yakın olduğundan, dervişlikte biz Mehdî için telâştan daha çok ölüme hazır olmalıyız. Hemen ölecekmiş gibi hazır olmalıyız. Bu da, gafil olmamayı, görevleri ihmal etmemeyi gerektirir.

Dünün dervişi olan nice insan, bugün sapır sapır dökülmüştür, dervişlikten çıkmıştır. Dervişlikten düşmüştür. Dervişliğe uygun olmayan duruma gelmiştir. Bir takım şeyler yapacağız diye tasavvufu, tarikatı inkâr durumuna gelmiştir. Kuş kadar beyni ile, şu kadarcık bilgisi ile bu duruma gelmiştir. Bunlar yanlıştır. Mehdî sevgisi hepimizin içinde vardır. Mehdî'ye bağlanmak arzusu hepimizin arzusudur. Ama, durum böyledir.

3. Soru:

--"Hazret-i İsa AS ve Mehdî AS gelmiştir." deniliyor; bu doğru mu?

--Doğru değildir. Bu çeşit sözler çok söyleniyor. Ben geçen senelerde hatırlıyorum, Amerika'da basılmış bir gazete getirdiler bana... Koca bir sayfa, "İsa geldi." diye yazıyor. Bunu böyle hristiyanlar yapıyorlar.

Mehdi AS hakkında da bu çeşit söylentiler çok oluyor. Kimisi de, "Ben Mehdî'yim!" diyor. Bunlar doğru değildir. Mehdî AS zuhuruna kadar, Mehdî olduğunu kendisi bile bilmeyecek. En sonunda Mekke'de anlaşılacak, insanlar kendisine bey'at edecekler. Çıkmıştır filân gibi sözler bir esasa dayanmıyor. Gayr-i ciddî rivayetler oluyor.