17 Eylül 1999 Akra FM Cuma Sohbeti

------------------------------------

Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan

FIRSAT ELDEYKEN GÜZEL KULLUK EDELİM!

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

Aziz ve sevgili kardeşlerim, mübarek dinleyiciler, müslümanlar! Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun... Cumanız mübarek olsun... Hepinize sevgilerimi, saygılarımı, hayır dualarımı, temennilerimi sunarım; hayırlı ömürler dilerim.

a. Adaletin Uygulanmaması

Peygamber SAS Efendimiz'in hadis-i şeriflerinden üç tane okumayı düşünüyorum. Birincisi bi'se ile başlıyor. Sayfasını söyleyemeyeceğim, çünkü elimde şerh var, metin yok. Yolculuk hali olduğu için elime geçenle iktifâ ediyorum.

RE. 242/10 (Bi'sel-kavmü kavmün lâ yekmûne lillâhi bil-kıst, ve bi'sel-kavmü kavmün yu'melu fîhim bil-meàsî felâ yugayyirûn.) Deylemî Câbir RA'dan rivayet etmiş.

Bi'se, edât-ı takbih, yâni ne kadar fenâ, ne kadar kötü mânâsına gelen bir edat Arapçada. Ni'me edatı da ne kadar güzel demek, ona da edât-ı tahsin derler. Beğenme, güzel bulma edatı, güzel bulduğunu ifade edatı demek oluyor. Bi'se, ne kadar fenâ bulduğunu ifade eden bir edat. Konuşmacının bu kelimeyi kullanması, bu sözden sonra gelen şeyi ne kadar fenâ bulduğunu ifade ediyor.

(Bi'sel-kavmü kavmün) "Ne kadar fenâ bir kavimdir o kavim ki, (lâ yekmûne lillâhi bil-kıst) Allah rızası için adaletle hüküm sürmüyor, adaletle iş yapmıyor. Yâni Allah rızası için, Allah'tan korkarak, Allah'ın rızasını kazanmak için adaletle işlemlerini yapmayan bir kavim, ne kadar kötü bir kavimdir."

Tabii kavim, ırk mânâsına değil; bir insan topluluğu demek. Az da olabilir. Meselâ, (Kavmün min baîdin) "Uzaktan bir kavim geldi." dediği zaman, "Bir takım insanlar geldi, bir topluluk geldi, bir heyet geldi, birkaç kişi geldi..." demek de olabilir Arapçada.

Yâni, "Ne kötü bir topluluktur o topluluk ki, içlerinde yaptıkları işleri Allah rızası için adaletle yapmıyorlar, adaleti uygulamıyorlar."

Adalet İslâm'da çok önemlidir. Dost olsun, düşman olsun, habib olsun, sadîk olsun, arkadaş olsun, kim olursa olsun, isterse babası olsun, lehinde de olsa, aleyhinde de olsa Allah rızası için onu söyleyecek, adaletten ayrılmayacak. Yakınlarının sevgisi onu adaletten ayırmayacak; düşmanlarının, hasımlarının kızgınlığı onu adaletten ayırmayacak. Düşmanlarının hakkı varsa, hakkını verecek; yakınlarının haksızlığı varsa, onu söyleyecek.

İslâm'da insanların böyle olması lâzım, tam adil insanlar olması lâzım! Her işini adaletle yapması lâzım!

Yapmıyorlar, insanlar söz dinlemiyor. Allah emrediyor, Allah'a asî oluyorlar. Kanunlar yasaklıyor, yasakları çiğniyorlar. Ne olacak bu durum?.. Tabii bunları yapanların Cenâb-ı Hak dünyada, ahirette belâsını, cezasını verir, te'dip eder, cezalandırır. Ama bizler ne yapmalıyız?.. Bizler adaleti yerleştirmek için var gücümüzle çalışmalıyız Adalet terbiyesi, adalet ahlâkı, hakkı sevmek, hakkı söylemek şuuru terbiye oylarak verilmeli! Çocuklarımıza küçükten adaleti öğretmeliyiz, hakkàniyeti öğretmeliyiz. Doğru sözlülüğü, doğru özlülüğü öğretmeliyiz.

(Men lem ya'rifiş-şerra yeka' fîhi) "Şerri bilmeyen, bilmeden onu içine düşer." Şerri de bilecek. Biz evlatlarımızı melek gibi yetiştirirken etraftaki şeytanlar onları kandırmasın diye, şerri de bilecek çocuklar. "Bak bu kötüdür, bunun zararı şudur, böyle insanlar da vardır. Onları önlemek için şöyle yapmalı, böyle yapmalı!" diye şerri de öğreteceğiz, saf yetiştirmeyeceğiz. Gàfil, cahil, aptal, aldatılabilen şekilde yetiştirmeyeceğiz ama, adaletli yetiştireceğiz. Adalete bağlı yetiştireceğiz. Haksızlıkları gördüğümüz zaman, yaptırtmayacağız, engelleyeceğiz. Haksızlığın karşısında susmayacağız.

"Haksızlığın karşısında, hakkı söyleyecek yerde susan, söylemeyen kimse, şeytan-ı ahrastır, dilsiz şeytandır." diyor Peygamber SAS Efendimiz.

Şimdi kendi ülkemize gelecek olursak, dünyadaki umûmî durumu düşünecek olursak, maalesef rüşvet, hırsızlık, adam kayırma, haksızlık, adaletsizlik çok yaygınlaşmıştır. bunun sebebi nedir?.. Yâni toplum çöküntü halinde, en yetkili insanlar söylüyor, yöneticiler söylüyor; adalet teşkilatının başındaki insanlar söylüyor. Bir çöküntü var, ahlâk çöküntüsü var. İsyana, itiraza, artık dayanılmaz olduğu feryad ederek, bağırarak söylemeye insanları mecbur eden bir bozulma var toplumda...

Neden oluyor bu?.. Şimdi bunu kimse düşünmüyor. Bilmem düzen değişmeli, anayasa değişmeli, kanun değişmeli ama, bu bozulma niye oldu?..

Kanunlar ahlâkı sağlayamıyor. Şunu şöyle yap, bunu böyle yap demek yetmiyor. İnsanları güzel yetiştiren eğitimdir. Eğitimin temelinde, ahlâkın temelinde de nefis terbiyesi vardır, iman vardır. Nefsini terbiye etmezse insanlar, başkalarının aleyhine haksızlık yapar. Rabbenâ hep bana der. Adaletli olmak için nefsini terbiye etmesi lâzım! Ondan sonra mü'min olması lâzım, "Ben haksızlığı yaparsam, Allah ceza verir." diyebilmesi lâzım, Allah'tan korkması lâzım!

Şimdi dini geriye atınca, imanı öğretmeyince, çocuklarımıza Allah korkusunu öğretmeyince ne oluyor?.. Herkes fırsatı buldu mu, gözle kaş arasında haydutluğu, hırsızlığı, dalavereciliği yapıyor. Çünkü kişi çürük... Biz kişileri sağlamlaştırmağa çalışmıyoruz, kanun koyarak çürüklerle sağlam bir toplum kurmağa uğraşıyoruz.

Kanunu istediğin kadar koy, kötü demirden iyi kılıç yapılmaz. Briketten yüz katlı apartman yapılmaz, çelikten yapılır. Çelik potrellerin sağlam eklenmesiyle yapılır.

Onun için şu gerçeği görmeliyiz ki, toplum çöküyor. Bunda herkes ittifak ediyor. İlerici gazeteler, gerici gazeteler, devrimciler, gericiler... Neyse yâni, herkesin Türkiye'de ittifak ettiği bir şey, toplum bozulmuş, iyi çalışmıyor. Bütün düzende her yerde bir laçkalaşma var.

Tamam. Bunun çaresi nedir?.. Bunun çaresi kişilerin dürüst hareket etmesi. Kişinin dürüst hareket etmesini sağlamak kanun koymakla olmaz. Kişinin kafasına, gönlüne o aşkı, o şevki, o arzuyu, o terbiyeyi vermekle olur.

Olmuyor. Bu eğitimle bu olmadı. Devirdik, devrimleri yaptık; örfleri, adetleri sildik, batılılaştık, batılılar gibi olduk, kıyafetleri değiştirdik, ama bir şeyleri bozduk, toplumu bozduk, insanı bozduk. Türkün ahlâkını, seciyesini doğulu batılı, dost düşman herkes medhederken...

Ben şimdi meselâ iftiharla duydum Avustralya'da, orda Gelibolu savaşının yıldönümü münasebetiyle bir askeri konuşturmuşlar. Demiş:

"--Dünyanın en asil askeriyle çarpıştık, en dürüst insanlarla çarpıştık. Haksızdık, yanlış iş yaptık." demiş.

Osmanlı askerini ve Gelibolu'da karşılaştığı askerleri medhetmiş, hayran olduğunu belirtmiş. "Çok güzel ahlâklı, çok temiz insanlardı." diye söylemiş. Bozuldu şimdi...

Bizim bir tanıdığımız babasından anlatıyor: Eskiden birisi gelirdi dükkâna, bütün dükkânı alsa götürse, senet sepet olmadan malı verirdik. Adam da borcunu bilirdi, zamanı gelince gelir öderdi. Şimdi senet yapıyorsun, ona rağmen adam malı alıyor, kaçıp gidiyor, parasını ödemiyor. Yâni ahlâk bozuk olunca, tedbir tutmuyor. Çareler, kanunlar, kurallar, cezalar insanı iyi insan yapmıyor. Din eğitimi çok önemli...

Bu Avrupa'da, Amerika'da, Avustralya'da ben kilisenin eğitime çok büyük ve kuvvetli bir şekilde hakim olduğunu gördüm. Her yerde onların mektepleri var, inanmış insanlar eğitim yapıyor. Yâni rahibeler, papazlar eğitim yapıyor ve çocukları kendi değerlerine göre yetiştiriyorlar. Bizim de kabul edeceğimiz değerler olmayabilir ama, kendi değerlerini çocuklarına kazandırıyorlar. İşte iş ahlâkı diyorlar, söz diyorlar, geçim diyorlar, şunu diyorlar, bunu diyorlar; gene de tam tutturamıyorlar ama, bizden iyiler.

Meselâ Avustralya'da bakıyorum ben, çok çok daha rahat, çok çok daha düzenli bir toplum teşkil etmişler.

Tabii bizim dediğimizi yapsalar, yâni İslâm'ın ahlâkını getirseler, öteki ahlâksızlıklar da olmasa, daha da iyi olacak. Ama hiç olmazsa eski bir dinin mensubu oldukları için, ehl-i kitap oldukları için yaptıkları şeyler, yine o ahlâklı insanların, fedâkâr insanların, idealist insanların, ülkücü insanların güzel çalışmalarıyla olduğu için, az çok bir güzellik görülüyor.

Ama bizde her şey bilmeyenler, cahiller her şeyi yıktığı için, topluma en faydalı, en önemli, toplumu besleyen, ruhunu terbiye eden temel müesseseleri yıktıkları için toplum bozuldu. Kendileri bozuldular, kendilerinin bozulduklarının farkında değiller. İyi bir şey yapıyoruz derken, halka, topluma, devlete faydalı şeyler yapıyoruz derken, en kötü şeyleri yapıyorlar.

Bu ülkü için ölürüz, kalırız, asarız, keseriz derken, çok yanlış bir şeye baş koymuş oluyorlar, gönül vermiş oluyorlar. Çok ters bir istikamete gidiyorlar.

Tabii, Allah islah etsin... İslah olmazsa ne olacak?.. İyilerin harekete geçmesi lâzım! İyilerin ağırlıklarını koyması lâzım! İyilerin söylemesi lâzım! İyilerin yönetimde kendilerini hissettirmesi lâzım, dayatması lâzım! "Bu haksızlık olmaz, bu adaletsizlik olmaz, bu ahlâksızlık olmaz!" diye elbirliği ile çalışması lâzım!

İyilerin birlik ve beraberliği, iyilerin gayreti ile kötülük azalabilir, toplum düzelebilir. Allah iyilere gayret kuvvet versin... Kötülükleri temizlemeyi nasib etsin...

b. Haramın Helâl Sayılması

İkinci hadis-i şerif de yine bi'se ile başlıyor, yine bu konunun etrafında dönüyor sözler. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

RE. 242/11 (Bi'sel-kavmü kavmün yestahillûnel-muharramât, ve bi'sel-kavmü kavmün lâ ye'mürûne bil-ma'rûf, ve lâ yenhevne anil-münker.) "Ne kötü kavimdir, ne kötü insan topluluğudur, ne kötü topluluktur o topluluk ki, Allah'ın haram kıldığı şeyleri helâl sayıp, aldırmayıp işliyorlar. Ne kötü topluluktur o... Ve ne kötü topluluktur o topluluk ki, emr-i ma'ruf yapmıyorlar, nehy-i münker yapmıyorlar."

Yâni şu iyi şeyleri yapın, yapın demiyorlar; gördükleri kötü şeyleri de yapmayın, yapmayın diye engellemeye girmiyorlar. Öyle uyuşuk, gevşek duruyorlar. Bir de Allah haram kılmış, onlar harama aldırmıyorlar, haramı helâl sayıyorlar, helâlmiş gibi haramı icra ediyorlar, harama dalıyorlar. (Yestahillûnel-muharramât) Haram kılınmış şeylere aldırmadan dalıyorlar, yapıyorlar, yiyorlar, içiyorlar...

Demek ki Peygamber Efendimiz'in ne kötü kavimdir demesi, bize Peygamber Efendimiz'in öyle insanları sevmediğini, Allah'ın öyle insanları sevmediğini gösteriyor. Tabii Allah'ın sevmediği insanlar da belâya, cezaya uğrarlar.

Onun için biz ne yapacağız?.. Allah'ın haram kıldıklarını bileceğiz, onları listeleyeceğiz, odamızın duvarında duracak, çoluk çocuğumuza ezberleteceğiz; haramları yapmayacağız. Yalan söylemek haram... Arkadaşın arkadaşa üç günden fazla dargın durması haram mı; haram... Bunları da yazacağız. Sadece öyle içki haram, faiz haram, kumar haram dersen, onları klasik buluyorlar artık, onları söylediğin zaman aldırmıyor.

"Bak, dargın durmak da haram, sen kaç yıldır dargın geziyorsun!.. Bak, gıybet etmek de haram! Sen ölü eti yer gibi arkadaşını boyna gıybet edip duruyorsun, yalan yanlış konuşuyorsun! İftira haram..." vs. Bunları da söylemek gerekiyor.

Emr-i ma'ruf ve nehy-i münker çok önemli bir faaliyet... Yâni iyi olan şeyi emretmek, kötü şeyi yaptırtmamak; fi'len yaptırtmamak, sözle yaptırtmamak... Bunlar çok önemli.

Bu canlı toplum alâmeti. Yâni bir toplum canlıysa, hayat doluysa, aşk, şevk doluysa, onun içindeki insanlar emr-i ma'ruf nehy-i münker yapar. Çünkü, her yerde kötülük gelişebilir. Buğday tarlasının içinde dikenler bitebilir, onları ayıklamak lâzım! İnsan vücudunun içine mikrop girebilir, onları öldürmek lâzım! Yâni kötülüklerin ayıklanması, nehy-i münker çok önemli...

Emr-i ma'ruf, iyiliklerin de yapılması kâr için, kazanç için çok gerekli... Çünkü öyle öyle toplumlar gelişir, yükselir, zenginleşir, ilerler. Tabii sonunda o insanlar Allah'ın sevgili kulları olurlar.

Bunun misali tarihte çok görülmüştür. Ahlâklı toplumlar, güzel ahlâka sarılmış toplumlar yükseliyor; ahlâkı çökmüş, tefessüh etmiş, dejenere olmuş, bozulmuş toplumlar da çöküyor. Neden?.. Asker savaşmıyor, düşmanın karşısında yeniliyor. İdareci iyi idare etmiyor, idare bozuluyor. Halk kötü davranıyor. Mutluluk yok, düzen yok, çalışma yok, gayret yok; toplum çöküyor. Başkaları geliyor, istilâ ediyor, oralara hakim oluyor. Allah saklasın...

Demek ki emr-i ma'ruf yapacağız, nehy-i münker yapacağız. Canlı, faal, aktif müslüman olacağız. Allah'ın haram kıldığı şeyleri öğreneceğiz, muharramâttan sakınacağız, aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler!..

c. Güzel Amellere Koşturun!

Üçüncü hadis-i şerif ile sohbetimi bitireceğim. Ama bunları güzelce aklınızda tutun, kaydınıza alın, çoluk çocuğunuza öğretin!

Efendimiz SAS buyuruyor ki:

RE. 243/1 (Bâdirû bil-a'mâli seb'an mâ tentazırûne illâ fakran münsiyyen, ev gınen mutgıyen, ev maradan müfsiden, ev heremen müfniden, ev mevten müchizen, evid-deccâl, feinnehû şerru müntazarin, evis-sâatü ves-sâatü edhâ ve emerr.)

Ebû Hüreyre RA'dan rivayet edilmiş Alimlerin sahih olduğunu bildirdiği bir hadis-i şerif. Çok sevgili büyüğümüz Abdullah ibn-i Mübarek ve Tirmizî kaydetmiş.

(Bâdirû bil-a'mâl) diye başlıyor. "Müsabaka edercesine koşuşunuz! Güzel işleri yapmağa, sâlih amelleri işlemeğe, hayırlı işleri yapmağa, hayrât ü hasenâta koşunuz! Güzel ameller işlemeye, a'mâl-i sâliha işlemeye koşturunuz!" Yâni güzel şeyleri yapmağa teşvik var, acele acele yapın diye tahrik var. (Seb'an) "Şu sayılacak yedi tane şey gelmeden evvel. Onlar geldi mi yapamazsınız veya iş işten geçmiş olur. İşte bu yedi şeyi iyi hatırınızda tutun:"

1. (Mâ tentazırûne illâ fakran münsiyyen) "Siz unutulan bir fakirlikten başka bir şeyin mi gelmesini bekliyorsunuz? O gelmez mi, gelivermez mi?.." mânâsına.

Mensiyyen; insan unutur, aldırmaz, tahmin etmez, zenginken kendisine geleceğini düşünmez. Ama bakarsın birden fakirlik geliverir. Allah saklasın... Zenginken, çeşitli dükkânları, daireleri varken, arabaları varken, toplumdaki bir sarsıntı, veyahut kişisel bir şey, yangın, kaza vs. derken, bir de bakarsınız ki fakirlik geliverir.

Mensiyen; yâni unutulmuş, hatıra gelmeyen, umulmayan bir fakirlik... Veyahut ism-i fâil sîgasıyla, münsiyen de olabilir. Râviler bunu da rivayet etmişler. Yâni fakirlik bir geldi mi, insana ne yapacağını unutturur, şaşırttıtırır. Fakirlik geldi mi hayırları unutturur, vazifelerini unutturur, çok kötü durumlara düşer. Hattâ fakirliği dolayısıyla ahlâktan sapar, hırsızlık yapar vs.

Onun için, o fakirli gelmeden evvel hayırlı amellere çalışmak lâzım! Sonra başını kaşıyacak zamanı olmaz da, hayırlı amelleri, ibadeti, tâati yapamaz.

2. (Ev gınen mutgıyen) "Yahut azdırıcı bir zenginlik gelmeden evvel." Bu da bir tehlike, umulmadık bir fakirlik de tehlike... Azdırıcı bir zenginlik geliverir, artık hayır hasenat yapamaz insan. O zenginliğin gururuyla, şımarıklığıyla haramlara, günahlara sapar, mahvolur. O gelmeden evvel güzel amelleri işlemek lâzım! O da bir tehlike diyor Peygamber Efendimiz.

3. (Ev maradan müfsiden) "Yâhut insanın gücünü, kuvvetini tüketen, insanı ifsad eden, karmakarış eden, vücudunun imkânlarını tüketen hastalık gelmeden evvel."

Evet, sıhhatliyken insan güzel ibadet ediyor ama, hastalık geliverirse yatağa esir oluyor. Herkes onun hizmetine koşuyor, herkese yük oluyor. Başkasına hizmet eden faydalı bir insanken, yapamaz duruma geliyor.

Onun için hastalık gelmeden evvel hayırlı işleri yapmalı!..

4. (Ev heremen müfniden) "Yahut da ihtiyarlık, bunaklık geliverir." Adam iyiydi, hoştu, tatlı bir kimseydi, gayretliydi ama ihtiyarlayıverdi, bunayıverdi. Tamam, artık bitti. Hayır yapamaz, aksine abuk sabuk işler yapar, abuk sabuk sözler söyler. İşte ondan önce ömrünün kıymetini bilip, gençliğinin kıymetini bilip, ihtiyarlıktan önce hayırları işleri yapması lâzımdı. O da bir tehlike...

5. (Ev mevten müchizen) "Veyahut da seri olarak, birden gelen, füc'eten gelen ölüm. Müchiz, füc'eten mânâsına diye şerhte yazıyor. Birden bire geliverir ölüm, hiç tahmin etmezsin.

Nasıl olur?.. Burda kaydetmiş, meselâ (kekatil) demiş, yâni birisi çeker tabancayı, öldürür. Hadi, gitti işte adam. (Ev hedmin) Veya duvar yıkılır, zelzele olur vs.

Yâni yaşlı değildi, sıhhatliydi, neşeliydi ama, etrafındaki çevresinden de ölüm geliyor insana... Her zaman hastalıktan dolayı olmuyor ki... Tam sıhhatli iken, çakı gibiyken, selvi boyluyken birden bir zelzele oluyor, ölüp gidiyor Allah saklasın... Gelebilir, kader, mukadderat. Mü'min olarak ölürse, şehid olur. O gelmeden evvel salih amellere devam etmeli!..

6. (Evid-deccâl) "Deccal çıkmadan evvel salih amellere girişmeli!.." Deccal çıktı mı, o zaman iş zorlaşıyor.

Deccal ne demek?.. Aldatıcı demek, insanları çok aldatıcı demek. Hakkı bâtıl gibi gösterecek, bâtılı hak gibi gösterecek, şerri hayır gibi gösterecek, kötüyü iyi gibi gösterecek, haramı günahı tatlı gösterecek... Bütün değer hükümlerini değiştirecek. Allah'ı inkâr ettirecek, kendisine taptıracak, insanları kendisine bağlayacak. Korkunç bir afet...

O geldiği zaman insanların çoğu şaşıracak. Mü'min-i kâmiller onun Deccal olduğunu anlayacak, alnında kâfirdir yazıldığını görecek, kurtulacak, Deccal'in fitnesine tutulmayacak ama, kimisi de tutulabilir. O da bir tehlike... O gelmeden insanın sahil ameller işlemesi lâzım!..

Bazıları diyorlar ki, Deccal bir insan değil bir olay, toplumdaki bir kötü gelişmedir. İman gidiyor, yerine küfür makbul oluyor. Ahlâk gidiyor, yerine rezalet, kepazelik makbul oluyor, icra olunuyor. Değer hükümleri değişiyor; dürüst insanlar aptal sayılıyor, hırsızlık yapanlar açıkgöz sayılıyor. İman yok, edep yok, ahlâk yok... Deccal bu durumdur diyorlar. Bazıları da başka yorumlarla anlatıyor.

Deccalin fitnesi en büyük fitnedir. Ona karşı müslümanların uyanık olması lâzım! (Feinnehû şerru müntazarin) "Çünkü Deccal beklenilenlerin en şerlisidir. İlerde olup da geleceği beklenilen şeylerin en kötüsüdür." diyor Peygamber Efendimiz.

Tabii ilerde şu gelecek, bu gelecek filân diye haberler olur, ümitler olur, kayıtlar olur, ihbar olur, bilgi olur; insan onu bekler. Ama beklenenlerin en şerlisi, en kötüsü Deccal'dir.

Deccal'i de bildirmiş. "Ahir zamanda Deccal çıkacak, toplum şöyle olacak, böyle olacak..." diye Deccal'in çıkışını bekliyor müslümanlar. Bazıları da çıktı diyor. "İşte o beklenilenlerin en kötüsüdür." diye Deccal'in arkasından bu izahatı vermiş Efendimiz. Bizim de onun en kötü olduğunu bilip, ona karşı uyanık olmamız lâzım! Deccal'i tanıtmamız lâzım, Deccal'e karşı müteyakkız olmamız lâzım! Deccal'in aldatmalarına karşı dinimize sımsıkı sarılmamız lâzım!..

7. (Evis-sâah) "Yedinci tehlike de kıyametin kopmasıdır. (Ves-sâatü edhâ ve emerr.) Bu kıyamet çok müthiştir ve çok acıdır. Çok acı bir olaydır, dayanılmaz bir olaydır."

O da çok korkunç bir hadise... Topluca alemin mahvolmasıdır. O zaman bu işler olmadan önce Cenâb-ı Hakka güzel kulluk etmeğe yönelelim!

Bunların kimisi olmuştur, kimisi olacaktır. Bu sayılanların bir kısmı kişisel olarak bazılarının başına gelmiştir. Fakirlik gelmiştir, veya azdırıcı zenginlik gelmiştir, veyahut hastalık gelmiştir. İhtiyarlık gelmiştir, ölüm gelmiştir. Bize de gelebilir. Gelmeden önce gözümüzü açmalıyız. Su sıhhatli, afiyetli, aklımız başımızda olduğu zamanda, hadis-i şerifi dinlediğimiz şu andaki imkânlarımızla, günümüzü Allah'ın rızasına uygun geçirmeğe çalışmalıyız. Sevaplı hareket etmeğe gayret etmeliyiz. Müteyakkız olmalıyız, dikkatli olmalıyız.

Dünya hayatı imtihandır. Bu imtihan bitiverir, zil çalıverir, kaleminizi kaldırın denilir. Sorular cevaplandırılmadan öyle boş geçirilmişse zaman, sonuç fena olur.

Allah-u Teàlâ Hazretleri cümlemize hakkı hak olarak görüp ona uymayı nasib etsin... Bâtılı bâtıl olarak görüp ondan korunmayı nasib etsin... İyi müslüman olmayı, iyi toplum olmayı bize nasib etsin...

Peygamber Efendimiz'in bi'sel-kavmü diye söylediği o tenbel, kötülükleri, günahları engellemeyen ve adaletle hükmetmeyen; emr-i ma'ruf nehy-i münker yapmayan, haramlara, Allah'ın yasak kıldığı şeylere aldırmadan onları icra eden kötü toplumlardan eylemesin... O huyların toplumumuzda belirmesine, gelişmesine fırsat vermeyelim, toplumumuzu ıslah edelim!

Allah-u Teàlâ Hazretleri toplumumuzu dünyanın en temiz, en ahlâklı, ahlâkî bakımdan onlara önderlik eden, her yönden onları hayra sevkeden hayırlı bir toplum eylesin... Ki, müslümanlar öyledir aslında.

Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi insanlığa ve ümmet-i Muhammede en güzel tarzda hizmetler edenlerden eylesin, o şerefi bahşeylesin... Ömrümüzü rızasına uygun geçirip huzuruna sevdiği razı olduğu kullar olarak varalım. Rabbimiz bizi cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin...

Tüm ümmet-i Muhammedin de saadetini, selâmetini dünyada göstersin... Onun oluşmasında bize de nasibler, hizmetler ihsan eylesin...

Aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler, esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

17. 09. 1999 - ALMANYA